İsfahan'da Aşk - Blogcu



İsfahan'da Aşk

30/1/2007 -

 

Zemheri sogugundayim yarim
Sensizligin pencesindeyim
Bir adim otesindeyim ellerinin
Bir anlik zamandir sesinin uzakligi
Ellerim uzansa yakalayamaz ellerini
Yurek verir de kendini duyamaz sesini
Bir baska dunyadasin sevgili
Seyran olmussun gozlerime yar
Seyrederim seni uzaklardan
Umutlu bir imkansizlikla beklerim
Istekli bir beklentisizlikle severim
Nasil anlatsam yarim derdimi
Haykiririm ismini
Dag duyar
Tas duyar
Gok duyar
Bilirim hissedersin sen de yarim
Duyamazsin ama beni
Bilirsin uzaklardayim ben
Yureginde yasatirsin sevgili beni
Gozyaslarin akar sessizce
Bilirsin hissederim gozyaslarini
Ama tutamam ellerimle
Silemem gozyaslarini dudaklarimla
Bilirsin sevgili
Mesafeler degildir bizi ayiran
Bir kus olur ucardim yine sana
Bir ruzgar olur eserdim senden yana
Yagmur olur yagardim sana
Gunes kavurmaz yuregimi
Bilirsin collleri asardim da gelirdim sana
Bilirsin mesafe tanimaz bu sevda
Bilirsin imkansizliklardir bizi ayiran
Sen ve yuregin kalirsiniz basbasa
Ne yere koyacagini sasirirsin sevdani
Kimle konusacagini bilemezsin
Bilirsin duslerine girer de dinlerdim seni
Sana kendimi verirdim de yoldaslik ederdim sana
Bilirsin uzakliklar degildir bizi ayiran
Bilirsin caresizliklerdir yollarimizi baglayan
Yuregin daralir
Gozlerin kisilir
Bir aci duyarsin sevince benzer
Bir yara olur imkansizliklar yureginde
Bilirsin lokman hekim gerekmez
Bilirsin ilac kar etmez
Bilirsin bir sevdali sozcugun yuregindedir dermanin
Bilirsin sevdali bir bakisin sevecenligindedir caren
Bilirsin bir anlik calinmis sevismelerdedir canin
Ah sevgili ah
Ahlar duser dillerden sevdamiza dair
Bilirsin bir imkansiz sevdadir bu
Bilirsin zamandan calinmis bir andir bulusmamiz
Yasamin bir armaganidir bu sevda bilirsin
Bir armagandir bu sevda imkansizliklar icinde yasansa da
Bilirsin sevgili bu sevda yasanmamistir kimselerce
Bilirsin belki yasanmayacaktir bir daha
Bilirsin umutlu bir imkansizliktir bu askin adi
Bilirsin de yuregine soz geciremezsin yine de
Yurek kanatlanmis sevene dogru
Yürek ne mesafe tanır
Ne de imkansızlıklar
Bırakırsın kendini yüreğinin sesine
Yuregin tasir seni askin denizine ...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/1/2007 -

 

Bütün durağan duyguların kaidelerinden sıyrılıp soğuğun iliklerime kadar işlediği kör bir gecenin iskelesinde içimi, ruhumu, kalbimi, hülyalarım, hatıralarımı kor bir ateşin yakıcılığı ile simanın yansıdığı odamda hasretimin sonsuzluğu ile ısıtıyorum.

Kırık dökük duygularımın cenderesinde bunalmış ruhumla tüm pişmanlığımın prangaları içinde günahkar ellerimi kaldırıyor kırılmış kalbimle huzurunda sımsıkı sarıldığım dua köprüleriyle gecelerime dilşad oluyorum.

Melalimin ahengi ile çığlık çığlığa bir hüznün tükenmiş sabırıyla direniyorum dünyanın tüm eziyetlerine. Asırlar öncesinden medineye göç edenlerin edasıyla ruhumla geriye dönüp baktığımda seninle değiştiğin farketmişim kainatın rengini. Değişen sadece kainat değil yüreğimin ve özlemlerimin rengiydi oysa.

Tüm gözlerden uzak odamın en kuytu köşesinde ellerimi başıma alıp düşünüyorum. En ciddi en donuk hayallerimin ötesinde ben ile yüzleşmenin cenderesi büyüyor en kesif dönemeçlerimde. İçimde hiçte söyleyemediğim itiraf etmeye koktuğum duygularımın,kırgınlığımın hapsindeyim. Yitik bir sevdanın kahredici azabı içinde omuzlarıma ve gözlerime çöken ağırlığı taşımak hayatın tüm girift yönlerini yaşamaktan daha zor olduğunu acı bir şekilde öğrendim.

Günler süren kuşatmanına ardından bana kalan kopkoyu hüzünlerle mücadele ediyorum şimdi. Hatıralarımın terennümleri altında ezilirken göğsümün orta yerinde ağır bir sızının ızdırabıyla yutkunuyorum.

 

Tüm kalelerim yerle bir herşeye karşı savunmasız herşeye karşı boynu bükük....


 

SUHA

 

(Edebiyatvakti ve Huzunvakti Bloglarının sahibi SUHA kardeşime

Teşekkürlerimi ve sonsuz sevgilerimi sunuyorum )

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/1/2007 -

 

Aklıma düşmeye gör
Yeşil bir rüzgar gibi eser gözlerin
Yüreğimden, çığlar düşürür...
Özlemin, yıkar bentleri
Gözlerimin nehirlerinden süzülür..

Aklıma düşmeye gör,
Sevdaya uçan bir biçâre güvercin,
Menzile varamadan vurulur...
Yapraklarına, mahzun bir çiçeğin,
İmkânsızlığın buseleri dokunur...

Aklıma düşmeye gör,
Hüzün makamında bestelenir sözlerin,
gönlümün dilinde, söylenir durur...
Asıp kanatlarına vuslatları,
Uçar içimden vefasız kumrular,
Bende kalan, yine hasretin olur...

Aklıma düşmeye gör,
Umutlarım gezinir
Bakışlarının koylarında
Ve
Kapatırsın gözlerini ansızın,
Vurgun yer yarınlarım,
Gömülür ummanlara...

 

Seynur İnal

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/1/2007 - Hâlâ bıraktığın hüzünde kaldım

 

Nice mevsimler geçti, hasretinin üstünden
Ben, hâlâ bıraktığın hazanda kaldım.
Seneler geçti, dinmedi yaşlar gözümden
Ben, hâlâ bıraktığın, hüzünde kaldım.

Ömre bedel ne anlar yaşadı insanlar
Ben, hâlâ o mahzun bakışta kaldım.
Nice yangınları söndürdü rüzgârlar
Ben, hâlâ o sönmeyen yanışta kaldım.

 

SEYNUR İNAL

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/1/2007 -

 

Söylesem tesiri yok  ;

Sussam gönül razı değil .

Fuzuli

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/1/2007 -

 

''Cihânda âşık-i mehcûr sanma râhat olur.

 

Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur.''

Şeyhulislam Yahya

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/1/2007 -

 

Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil.
Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.

Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler;
sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi.
Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki?
Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi?
Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr?
Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların?
Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?


Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın.
Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın.
(Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.)
Sana değdiği yerde dirilir sessizlik.
Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat'sın;
söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar.
Sen Aslı'ya Kerem'sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir.
Sen Kerem'in Aslı'sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar;
"Ol!"sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.


Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar.
Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur.
Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.


Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin.
Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; "tik-tak", sadece "tik-tak", eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın;
elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim.
Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.


Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni.
Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın.
Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında?
Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah?
Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin.
Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin.
Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi?
Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?


Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan?
Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi.
Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan.
Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara.
Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan.
Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır.
Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır.
Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası.
Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz.
İki nefes ortasında dikilir taşımız.
Taştan taşa koşar bakışımız.
Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.


Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok.
Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan.
Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.


Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk...
Taşıdığım sensin ey yar.
Söze sığdıramadığım. Ve hiç susturamadığım. 
Ne oldu kalbime?  Katılaştı, katılaştı.
Taştan da katılaştı.
Ağlarsa, taşlar ağlar.
Ben ağlayamadım; sen ağla...
Taş değil misin ey yar?


Senai DEMİRCİ

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/12/2006 - bekleyiş

 

bir bekleyiş

umutlarla renklerle

seni

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/12/2006 -

 

Gözyaşım sel oldu zehirim sensin
Evvelim sen oldun,ahirim sensin

 

Garibim can yıkıp, gönül kırmadım.
Senden ayrı ben bir mekan kurmadım.
Daha bir gönüle ikrar vermedim.

Batınım sen oldun, zahirim sensin
Evvelim sen oldun, ahirim sensin...



Neşet Ertaş

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/12/2006 - ayrılık

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

dersaadet
iremnur
sevinc pasha
berfu
damlalaraltinda
nuveyba17
masumyagmurlar
vaktimesk
karcai
vaktivisal
huzunvakti