30/1/2007 -

Zemheri sogugundayim yarim Sensizligin pencesindeyim Bir adim otesindeyim ellerinin Bir anlik zamandir sesinin uzakligi Ellerim uzansa yakalayamaz ellerini Yurek verir de kendini duyamaz sesini Bir baska dunyadasin sevgili Seyran olmussun gozlerime yar Seyrederim seni uzaklardan Umutlu bir imkansizlikla beklerim Istekli bir beklentisizlikle severim Nasil anlatsam yarim derdimi Haykiririm ismini Dag duyar Tas duyar Gok duyar Bilirim hissedersin sen de yarim Duyamazsin ama beni Bilirsin uzaklardayim ben Yureginde yasatirsin sevgili beni Gozyaslarin akar sessizce Bilirsin hissederim gozyaslarini Ama tutamam ellerimle Silemem gozyaslarini dudaklarimla Bilirsin sevgili Mesafeler degildir bizi ayiran Bir kus olur ucardim yine sana Bir ruzgar olur eserdim senden yana Yagmur olur yagardim sana Gunes kavurmaz yuregimi Bilirsin collleri asardim da gelirdim sana Bilirsin mesafe tanimaz bu sevda Bilirsin imkansizliklardir bizi ayiran Sen ve yuregin kalirsiniz basbasa Ne yere koyacagini sasirirsin sevdani Kimle konusacagini bilemezsin Bilirsin duslerine girer de dinlerdim seni Sana kendimi verirdim de yoldaslik ederdim sana Bilirsin uzakliklar degildir bizi ayiran Bilirsin caresizliklerdir yollarimizi baglayan Yuregin daralir Gozlerin kisilir Bir aci duyarsin sevince benzer Bir yara olur imkansizliklar yureginde Bilirsin lokman hekim gerekmez Bilirsin ilac kar etmez Bilirsin bir sevdali sozcugun yuregindedir dermanin Bilirsin sevdali bir bakisin sevecenligindedir caren Bilirsin bir anlik calinmis sevismelerdedir canin Ah sevgili ah Ahlar duser dillerden sevdamiza dair Bilirsin bir imkansiz sevdadir bu Bilirsin zamandan calinmis bir andir bulusmamiz Yasamin bir armaganidir bu sevda bilirsin Bir armagandir bu sevda imkansizliklar icinde yasansa da Bilirsin sevgili bu sevda yasanmamistir kimselerce Bilirsin belki yasanmayacaktir bir daha Bilirsin umutlu bir imkansizliktir bu askin adi Bilirsin de yuregine soz geciremezsin yine de Yurek kanatlanmis sevene dogru Yürek ne mesafe tanır Ne de imkansızlıklar Bırakırsın kendini yüreğinin sesine Yuregin tasir seni askin denizine ...
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/1/2007 -

Bütün durağan duyguların kaidelerinden sıyrılıp soğuğun iliklerime kadar işlediği kör bir gecenin iskelesinde içimi, ruhumu, kalbimi, hülyalarım, hatıralarımı kor bir ateşin yakıcılığı ile simanın yansıdığı odamda hasretimin sonsuzluğu ile ısıtıyorum.
Kırık dökük duygularımın cenderesinde bunalmış ruhumla tüm pişmanlığımın prangaları içinde günahkar ellerimi kaldırıyor kırılmış kalbimle huzurunda sımsıkı sarıldığım dua köprüleriyle gecelerime dilşad oluyorum.
Melalimin ahengi ile çığlık çığlığa bir hüznün tükenmiş sabırıyla direniyorum dünyanın tüm eziyetlerine. Asırlar öncesinden medineye göç edenlerin edasıyla ruhumla geriye dönüp baktığımda seninle değiştiğin farketmişim kainatın rengini. Değişen sadece kainat değil yüreğimin ve özlemlerimin rengiydi oysa.
Tüm gözlerden uzak odamın en kuytu köşesinde ellerimi başıma alıp düşünüyorum. En ciddi en donuk hayallerimin ötesinde ben ile yüzleşmenin cenderesi büyüyor en kesif dönemeçlerimde. İçimde hiçte söyleyemediğim itiraf etmeye koktuğum duygularımın,kırgınlığımın hapsindeyim. Yitik bir sevdanın kahredici azabı içinde omuzlarıma ve gözlerime çöken ağırlığı taşımak hayatın tüm girift yönlerini yaşamaktan daha zor olduğunu acı bir şekilde öğrendim.
Günler süren kuşatmanına ardından bana kalan kopkoyu hüzünlerle mücadele ediyorum şimdi. Hatıralarımın terennümleri altında ezilirken göğsümün orta yerinde ağır bir sızının ızdırabıyla yutkunuyorum.
Tüm kalelerim yerle bir herşeye karşı savunmasız herşeye karşı boynu bükük....
SUHA
(Edebiyatvakti ve Huzunvakti Bloglarının sahibi SUHA kardeşime
Teşekkürlerimi ve sonsuz sevgilerimi sunuyorum )
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/1/2007 -

Aklıma düşmeye gör Yeşil bir rüzgar gibi eser gözlerin Yüreğimden, çığlar düşürür... Özlemin, yıkar bentleri Gözlerimin nehirlerinden süzülür..
Aklıma düşmeye gör, Sevdaya uçan bir biçâre güvercin, Menzile varamadan vurulur... Yapraklarına, mahzun bir çiçeğin, İmkânsızlığın buseleri dokunur...
Aklıma düşmeye gör, Hüzün makamında bestelenir sözlerin, gönlümün dilinde, söylenir durur... Asıp kanatlarına vuslatları, Uçar içimden vefasız kumrular, Bende kalan, yine hasretin olur...
Aklıma düşmeye gör, Umutlarım gezinir Bakışlarının koylarında Ve Kapatırsın gözlerini ansızın, Vurgun yer yarınlarım, Gömülür ummanlara...
Seynur İnal
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/1/2007 - Hâlâ bıraktığın hüzünde kaldım

Nice mevsimler geçti, hasretinin üstünden Ben, hâlâ bıraktığın hazanda kaldım. Seneler geçti, dinmedi yaşlar gözümden Ben, hâlâ bıraktığın, hüzünde kaldım.
Ömre bedel ne anlar yaşadı insanlar Ben, hâlâ o mahzun bakışta kaldım. Nice yangınları söndürdü rüzgârlar Ben, hâlâ o sönmeyen yanışta kaldım.
SEYNUR İNAL
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/1/2007 -

''Cihânda âşık-i mehcûr sanma râhat olur.
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur.''
Şeyhulislam Yahya
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/1/2007 -

Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.
Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?
Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat'sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı'ya Kerem'sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem'in Aslı'sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; "Ol!"sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.
Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.
Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; "tik-tak", sadece "tik-tak", eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.
Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?
Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.
Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.
Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk... Taşıdığım sensin ey yar. Söze sığdıramadığım. Ve hiç susturamadığım. Ne oldu kalbime? Katılaştı, katılaştı. Taştan da katılaştı. Ağlarsa, taşlar ağlar. Ben ağlayamadım; sen ağla... Taş değil misin ey yar?
Senai DEMİRCİ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/12/2006 -

Gözyaşım sel oldu zehirim sensin Evvelim sen oldun,ahirim sensin
Garibim can yıkıp, gönül kırmadım. Senden ayrı ben bir mekan kurmadım. Daha bir gönüle ikrar vermedim.
Batınım sen oldun, zahirim sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin...
Neşet Ertaş
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM
MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM
BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM
Kategoriler
Arkadaşlarım
• dersaadet • iremnur • sevinc pasha • berfu • damlalaraltinda • nuveyba17 • masumyagmurlar • vaktimesk • karcai • vaktivisal • huzunvakti
|